Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0,10
BIST 88.174
%-0,51
Dolar 3,5872
%-0,37
Euro 3,7947
%-0,56
Altın 144,89
REKLAM

Sufiler Kendilerini Nasıl Tanırdı ?

62 defa okundu kategorisinde, 10 Oca 2017 - 20:43 tarihinde yayınlandı
Sufiler Kendilerini Nasıl Tanırdı ?

KENDİLERİNİ TANIMA KONUSUNDA SUFİLERİN GÖRÜŞLERİ

Akıl ve nakil sahipleri ruh konusunda ihtilafa düştükleri kadar hiç bir konuda ihtilaf etmediler.

Sadıkların bu konudaki konuşmalarını Allah’ın(cc) Kelamı ve ayetlerinin tevili olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Ruh konusunda konuşulanların bir kısmı ruhun Kıdemine, diğer bir kısmı da hududuna kildir.

Akıl, ruhla bir varlık ve kişilik kazanır. Onunla eşya üzerine hüccet getirebilir. Eğer ruh olmasaydı akıl dumura uğrar, hiçbir şeyin leh ve aleyhinde bir delil getiremezdi. Ancak o, yaratıkların en latifi, cevherlerin safi ve parlağıdır. Gayblar onunla sezilebilir. Hakikat ehlinin keşfi onunladır. Ruh bilinmesi güç, hatta imkansız gibi şeyleri bilebilir.

Ruhlara göre dünya ve ahiret arasında fark yoktur.

Ruhlar, berzahta dolaşan, dünya ahvali ve melekleri gören, insanların durumları ile ilgili semada yapılan konuşmaları duyan ruhlar, Arşın altındaki ruhlar, cennetlerde uçan ruhları, dilediği ve gücü yettiği kadar, hayatı boyunca, Allah’a doğru koşan ruhlar vardır.

İnsanlardan biri ölüp de ruhlar alemine gelince tanıdıkları ile konuşur ve haber sorarlar.

Ruh, bedende bir araç, sıfat ve vasıf değil, cevher, zat ve ayndır.

Ruh ilimle gıdalanır.

Ruh, yeşil ve taze çubuğun içinde bulunan su gibi, kesif bedenle iç içe girmiş, latif bir cisimdir. (Cüveyni)

Bazı kelamcılar, ruhun araz olduğu fikrini tercih etmiştir.

Ruhun, bedenden ayrılırken, ondan bütünüyle ayrılması mümkün değildir.

Beden ruhtan ayrılırken ölümü hissettiği gibi, ruh da cesetten ayrılırken ölümü hisseder.

Ulvi ve semavi olan ruh-u insani, emir aleminden, beşeri olan ruh-u hayvani de halk alemindendir.

Aklın yeri dimağ, diyen de, kalp diyen de olmuştur.

Nefsin şekillenmesi, ruh-u insaninin Ruh-u hayvani üzerinde galebesi ve böylece hayvani ruhun diğer hayvanlardaki ruh-u hayvani cinsinden ayrılmasıdır.

Ruh, kendisi ile hayata ve canlılığa kavuşulan güzel bir bahar rüzgarı, nefis, şehvetlerin ve kötülüklerin kendisinden kaynaklandığı sıcak ve kavurucu bir rüzgar.

Kötü fiil ve ahlaklar hüsn-ü riyazetle giderilebilir veya değiştirilebilir.

Aç gözlülük ve ihtirastan tama’ ve hırs meydana gelir.

Bir kul, yaratılışında mevcud olan hayvani insiyakları ilim ve adl ile eğitip yönlendirmedikçe insanlık derecesine erişemez

Kalp sekine ile dolduğu zaman nefse itminan verir. Çünkü sekine imanı artıran bir haldir.

Nefis cibilli vasıflardan sıyrıldığı ve tabi hareketlerinden kurtulduğu zaman, itminan makamına yönelmeye başlar.

Nefis tabii halinde, pişmanlık duymaksızın ve kendine kıymaksızın durusa ilim ve marifetin nuru onu etkilemez.

Sufiler, “Sır, müşahede mahalli, kalp, kalp de marifet mahallidir.” demişlerdir.

Bir kısmı sırrın, ruhtan aşağıda olduğuna işaret etmiş, diğer bir kısmı da ruhtan daha latif ve üstün olduğu fikrini benimsemiştir.

Akıl, ruhun dili ve tercümanıdır.

Amellere eşit ve aynı olsa da akıllar farklı değer arzeder.

Akıl nazari ilimlerden değildir.

Akıl, ilimlerin hepsi değilse de, zaruri ilimlerden biridir.

Akıl, kendisi ile ilimlerin idrak edilebildiği bir sıfattır.

Aklın nuru, ruhtan feyz alır ilimler de aklın nuru ile öğretilebilir.

Akıl, akl-ı meaş ve akl-ı mead olarak iki kısımdır.

Akla, cehalete mani olduğu için mani, engel anlamında akıl adı verilmiştir.

Basiret aklın içine aldığı bütün ilimleri kuşatır.

Aklı şeriat nuru ile aydınlanan ve basiretle takviye edilen kimse, basiret erbabının ve yalnızca mücerret akla dayanmayan akıl sahiplerinin mükaşefesine mahsus olan ve kainatın batınını ifade eden melekut alemini kavrayabilir.

AVARİF-ÜL ME’ARİF

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz