Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0,43
BIST 99.639
%-0,13
Dolar 3,5063
%-0,10
Euro 3,9244
%-0,24
Altın 141,55
REKLAM

Varlık Fonu ve Varlık Devri

224 defa okundu kategorisinde, 21 Şub 2017 - 22:26 tarihinde yayınlandı
Varlık Fonu ve Varlık Devri

Her yeni ortaya atılan konu, araştırıldığında ona benzer bir başka konuyu hafızalarda  çağrıştırmakta olduğunu görmekteyiz. Yıllar önce Osmanlı dönemlerinde tarikatlara devam eden kayıtlı gençler, dergahlara giden sarıklı sakallı müritler, cemaatlerin maddi manevi destekcileri,  hatta gayri müslim tebanın tamamı  askerlik görevlerinden muaf tutulduklarını hepimiz biliriz. Osmanlı döneminde yıllar itibari ile bakıldığında, batıda bulunan belirli halk gurupları devamlı isyanlara önderlik ettiğini, hatta Osmanlının zayıflamasına, ve batıda erimesine neden olmuştur.

Tarihçiler, savaşçı olarak bilinen Karaman beyliği, Karasi Beyliği gibi, KAYI aşiretinin oluşması dönemlerinde aşiret savaşçıları et temini için  sürek avları yapıp, aşirete yiyecek sağladıklarını, yerleşik düzeyde olan başka toplumlara baskın düzenleyip haraç ve yağma prensibini geliştiklerini söylemektedirler. Tarihçiler ayrıca bu düzenin sadece KAYI aşiretinde değil, diğer Türk boylarının hepsinde   aynı düşünce üzerinde hayatlarını sürdürdüklerini anlatırlar. Selçuklu’larla Anadoluya  giren bir çok beylikler, çeşitli yörelerde yerleşik duruma geçerler. Orta Asya’da ne olduda bu beylikler BATI’ya, Anadolu ya yöneldiler, bu konuyu çok araştırmama rağmen bunun nedenleri üzerinde pek fazla bilgi  bulmak mümkün  olmadı. Dünyadaki bütün şehirlerin batıya doğru geliştikleri gibi.

Anadolu’ya giren Selçuklu’lar, yerleştikleri yörelerde etrafı kolaçan edip başka yörelere göz diktikleri söylenir. Selçuklu’larda Ertuğrul Gazi den sonra beyliklerin aralarında liderlik yarışması konusunda anlaşmazlıkları, Anadolu’nun kaderine etki eden beyliklerin aralarındaki husumeti geliştirir. Barış yöntemini seçmediklerinden, baskın olan beylikler diğer beyliklere açtıkları savaşla egemenlikleri altına alırlar. Bu Osmanlı devletinin kurulmasına kadar sürer.

Osmanlı devlet düzenine pekte kolay ulaşılmadığı bir hakikattir. Iznik tekfurundan yardım alabilme adına, Osman beyin oğlu Orhan’ın siyasi bir evlilik yapması ile, Osmanlı Devletinin bazı temel ilkelerinden vaz geçmiş olduğunu görmekteyiz. Aşiret idaresinden kurtulamadıklarına şahit olmaktayız. Padişahların Orhan beyle başlayıp, saltanatın Türk ırkını terk ettiğini bir gerçektir. Osmanlı Istanbul’u ele geçirdikten sonra bu yozlaşma daha da artar.  Hele son zamanlara geldiklerinde, yıllar içinde sarayda doğan  yüzlerce çocuktan, bir çoğu boğdurulur, tiyatro eserine benzeyen’’ Sarayda Cinayet Var’’ konusu, Sarayda her an bir cinayet işlenebilmesinin mümkün olacağını anlatır.  Bu cinayetlerin korkusundan, iktidar olabilme adına planlanan korkunç senaryolardan ürken Saray halkı, haremde nasıl yaşar, geceleri nasıl uyurlar, diye her zaman düşünürüm.

Osmanlı dönemi aslında ders alınacak devlet idaresidir. Balkanlarda hakimiyet sağlanmasına kadar olumlu yönleri bulunan bu idarede, doğudaki halk topluluklarının isyanlarına kadar zayıflıyarak gider. Çünki devlet idaresini sadece batıya yönlendiren Osmanlı, Yavuz Selim zamanında Şam’dan getirilen  tarikat, mezhep, cemaat gibi kalıplardan her daim fraksiyonlar üreyerek çoğalmıştır. Sadece Istanbulda Osmanlı döneminde kayıtlı 426 tekkede 18000 kayıtlı fanatiklerin var olduğu söylenir.   Bu grupların Istanbul dışındada şubelerini  kurmaları, Sultan Selim zamanına rastlar. Bu gittikce artarak gelişen durum, hem Osmanlının başına bela olur, hemde bu gün Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkelerini sarsma çalışmalarına kadar devam etmektedir. İslam dini tanrıya ve peygambere eş koşmayı kabul etmez. Yani müslümanlık alt birimlerin oluşturmasını kabul etmez.

Bu gün ise bizim Cumhuriyetle gelen değerlerimize sahip çıkmamız gerekir. Yeni yapılmaya çalışılan Ana Yasa hem zemin, hem zaman olarak bu ülkemizin öncelikli bir konusu olmasa gerek. Çoğunluğu olan bir iktidarın istediği kanunu, virgülünü bile değişmeden meclisten çıkarabilmesinden daha büyük siyasal GÜÇ olabilirmi?

Daha fazla hangi güce sahip olmak isterki bir iktidar? Bu ancak diktatörlük olsa gerek.  Yeni teklif edilen Ana Yasa da bir başka önemli konuda, Askerlik muafiyetinin, Meclise sokmayı düşündükleri 18 yaş evlat, eş, dost ve akrabalarının bu muafiyetten yararlanmasımı hedeflenmekte? Düşünmek gerek.

Bu davranış bana, 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan Tevhidi Tedrisat Kanunu ile kaldırılan bu mufaiyetin yeniden hortlamasına imkan vereceğini anımsatır. Suriyeli Arapların Türkiyede gezip dolaştığı bir devirde, bir hiç uğruna Suriye’de şehit olan Mehmet’ler için yüreğimiz yanarken, bu muafiyetten kimler yararlanacak diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem  mıhına.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz