Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
-- %0,00
BIST 100.072
%0,10
Dolar 3,5138
%0,03
Euro 3,9209
%0,15
Altın 141,36
REKLAM

Gnothi Seauton [ * ]

149 defa okundu kategorisinde, 29 Mar 2017 - 23:31 tarihinde yayınlandı
Gnothi Seauton [ * ]

İnsanın ebedi saygınlığı bir tarih oluşturabilmesinde yatar ve insandaki ilâhî unsur ise, irade etmesi halinde kendisini bu tarihe bir devamlılık olarak katabilmesinde yatmaktadır. İnsan yaşamındaki imrenilecek bir yön, kişinin Tanrı’nın yardımına koşabilmesi, O’nu anlayabilmesidir. Yine Tanrı’yı anlamanın tek yolu, insanın, iyi olsun kötü olsun, kendi başına gelenleri özgürce sahiplenebilmesidir. Sana öyle görünmüyor mu? İşte bu beni çok etkiliyor. Evet, bir kimsenin kıskanılmak için yalnızca bu gerçeği yüksek sesle birine söylemesi yeter.

Burada ortaya konulan iki bakış açısı ( Yunan ve Mistik ) etiksel bir yaşam görüşünü gerçekleştirme girişimleri olarak görülebilir. Bu bakış açılarının başarılı olamama nedeni, bireyin kendisini tecrit içinde seçmesi ya da soyut olarak seçmesidir. Bu durum bireyin kendisini etik olarak seçmediği durum olarak da ifade edilebilir. Kişi bu yüzden realiteden kopuktur ve bu durumda etik bir yaşam görüşü uygulamaya konulamaz. Öbür yandan kendisini etik olarak seçen kimse, kendisini belli bir somut birey olarak seçer ve bu somutluğu seçimin, seçimi sınırlayan tövbe ile aynı olması yoluyla gerçekleştirir. Bu durumda birey, etrafındaki belli şartlardan etkilenen dışarıdaki somut dünyanın  somut bir ürünü olan iştahları, eğilimleri, içgüdüleri, tutkuları ile somut birey olarak kendisinin farkındadır. Ancak bu yolla kendinin bilincine varma yoluyla, birey yaptıklarının tüm sorumluluğunu üstlenebilir.

Estetiksel olarak yaşayan kişi, her yerde yalnızca imkânları görür; çünkü ona göre bu imkânlar geleceğin içeriğini oluşturmaktadır. Buna karşın etik olarak yaşayan kimse her yerde görevini, hedefini, amacını görür. Ancak bireyin kendi imkânını görev olarak görmesi, tam olarak onun kendi üzerindeki EGEMENLİĞİNİ gösterir. Ülkesiz bir KRAL’ın her zaman yapacağı gibi bu engelsiz egemenlikten hoşlanmasa da, hiçbir zaman teslim olmaz. Bu durum etik bireye, yalnızca etiksel olarak yaşayan bireyin tamamen yoksun olduğu güvenlik hissini verir. Estetiksel olarak yaşayan kişi her şeyi dışarıdan bekler bu yüzden hastalıklı bir kaygıya sahiptir. Böyle bir kaygı daima bireyin her şeyi mekândan beklerken kendisinden hiçbir şey beklemediğinin göstergesidir. Etik olarak yaşayan kişi mekânını doğru olarak seçmeye çalışacaktır; ancak eğer yanlış seçtiğini görür ya da kendi kontrolünde olmayan engeller çıkarsa, kendi üzerindeki egemenliğini hiçbir zaman teslim etmeyeceği için, cesaretini asla kaybetmez. Hemen görevini görür ve anında AKTİF hale gelir.

Etik olarak yaşayan kişi aynı zamanda seçiminden de mutlu olmak ister. Ancak seçimi arzularıyla tam bir uyum içinde değilse, cesaretini kaybetmez, hemen görevini görür ve gerçek sanatın ARZULAMAK değil İRADE ETMEK olduğunu bilir. İnsan yaşamının ne olduğuna dair bazı algılamalara sahip olan bir çok kimse, büyük olaylarla çağdaş olmayı, yaşamdaki önemli olaylara dahil olmayı arzular.

Etik olarak yaşayan kimse herhangi bir durumda önemli olanın kişinin ne gördüğü ve buna hangi enerji ile baktığı olduğunu bilir ve bu yolla yaşamın en küçük olaylarında bile en önemli olaylara tanık olan, hatta katılan kişiden daha fazla deneyim kazanarak KENDİSİNİ YETİŞTİREBİLİR. Her yerde bir DANS PİSTİ olduğunu, hatta en aşağılık insanın bile kendi dans pistine sahip olduğunu, kendisinin istemesi halinde KENDİ DANSI’nın tarihte yer alanların ki kadar YÜCE, GÖSTERİŞLİ, GÜZEL ve ETKİLEYİCİ olabileceğini BİLİR. İşte bu mücadele yeteneği, bu esneklik ETİĞİN doğru ölümsüz yaşamıdır. Estetik olarak yaşayan kimse için kadim “olmak ya da olmamak” deyişi geçerlidir ve ne kadar çok estetik olarak yaşamasına izin verilirse, yaşamının talepleri o kadar artar ve eğer bunların en küçüğü bile yerine gelmezse, kişi ölür. Etik olarak yaşayan kimsenin ise, tüm şartlar aleyhine olsa, kapkara fırtına bulutları tepesine çöreklendiği için komşusu onu görmese dahi, daima bir çıkış yolu vardır; yok olmaz, daima tutunacak bir DAYANAK NOKTASI vardır ve bu NOKTA KENDİSİDİR…

Etik, kişinin olduğu şey olmasıdır. Bu yüzden bireyi başka birine dönüştürmek değil, kendisi yapmak ister. Estetikten tamamen vazgeçmek değil, onu dönüştürmek ister. Etik olarak yaşamak için bir kişinin kendisinin bilincine tamamen varması, böylelikle hiçbir rastlantısal özelliğin onun gözünden kaçmaması gerekir. Etik bu somutluğu ortadan kaldırmak istemez, içinde kendi görevini görür; bu somut yapıdan NE İNŞA ETMESİ ve NEYİN İNŞA EDİLMESİ gerektiğini görür. İnsanlar genellikle etiği tamamen soyut olarak değerlendirir ve bu yüzden ona karşı gizli bir korku hissederler. Bu yüzden etik kişisel varoluşa yabancı bir şey olarak görülür ve kişi kendisini ona teslim etmekten çekinir. Çünkü zamanın akışı içerisinde kendisini nereye götüreceğinden emin olamaz. Bir çok kişi, ölümden de aynı şekilde korkmaktadır; çünkü ruhun ölümle, bu dünyada öğrendiklerinden tamamen farklı yasalar ve âdetlerin geçerli olduğu başka bir şeyler düzenine geçişine dair muğlak ve karışık fikirler beslemektedir. Böylesine bir ölüm korkusunun nedeni bireyin kendisine karşı şeffaf olmamasıdır. Şeffaflıktan korkan kişi daima etiği perdeleyecektir; çünkü etik şeffaflıktan başka bir şey istemez.

Yaşamın tadını çıkarmaya yönelik ESTETİK bir dünya görüşüne zıt olarak, sıklıkla yaşamın anlamının, yaşamın yüklediği görevlerin yerine getirilmesi için yaşamak olduğuna dair bir başka yaşam görüşünden sıklıkla söz edilir. Ancak bu gerçeğin çok kusurlu bir ifadesidir ve neredeyse etiğin saygınlığını gölgelemek için uydurulduğuna inanmak mümkündür. Günümüzde bu görüşün, tüm olaylardaki kullanılış tarzına bakıldığında gülmemek elde değildir. Buradaki hata bireyin görevle dışsal bir ilişki içinde konumlandırılmasıdır. Etik görev olarak tanımlanmakta, görev ise belli önermeler yığını olarak görülmekte; ama birey ile görev birbirinin dışında yer almaktadır. Bu bağlamda bir görevlerle dolu yaşam doğal olarak çekicilikten uzak ve sıkıcıdır ve eğer etik bireysel varlıkla daha derin bağlantılara sahip değil ise, etiği estetiğe karşı savunmak daima çok güç olacaktır. Bu noktadan daha ileri geçemeyen bir çok insan bulunduğunu yadsıyamayacağım; ama buradaki sorun görevden değil, insanlardan kaynaklanmaktadır.

Görev (plight) sözcüğünün türevinin dışsal ilişkiyi göstermesi üzerine, bu sözcüğün akla dışsal ilişkiyi getirmesi oldukça tuhaftır. Halbuki bu arızî birey olarak değil, ama kendi gerçek mizacım nedeniyle, yapmakla yükümlü olduğum şeyin, benimle en yakın ilişki içinde olduğu kesindir. Görev yüklenmiş bir yük (Paaleag) değil, yük yükleyendir (paaligger). Görevi bu şekilde görmesi, bireyin dayanak noktasını kendi içinde bulması demektir. Bu durumda görev belli emirler çokluğu içinde bölünmez; çünkü bireyin daima onunla dışsal ilişki içinde gösterir. Kişi, göreve kendisini vermiştir; çünkü görev onun en iç doğasının ifadesidir. Böylece kişi dayanak noktalarını kendi içinde bulduğunda, etik alanına adım atar ve görevlerini yerine getirmek için nefessiz kalacak kadar acil bir çabaya ihtiyacı kalmaz. Bu yüzden gerçek anlamda ETİK BİREY bir İÇSEL SÜKÛNETE VE GÜVENE sahiptir; çünkü görevi dışarıda değil kendi içinde bulur. Doğru açıdan bakıldığında etik birey kendi içinde nihayetsiz derecede güvenli hale gelir. Doğru açıdan bakılmazsa, bireyi tamamen güvensiz kılar. Görevi kendi dışında olan ama sürekli onu gerçekleştirmek isteyen bir kimsenin yaşamından daha mutsuz ve daha ıstıraplı bir yaşam düşünemiyorum.

Etik birey KENDİNİ BİLİR; ama bu bilgi sırf tefekkürden ibaret değildir. Çünkü bu durumda birey ihtiyacıyla ilişkili olarak belirlenecektir. Kendini bilme kendi hakkında düşünmedir ve bu da kendi içinde bir eylemdir ve bu yüzden “kendini bilme” yerine “kendini seçme” ifadesini kullanmada dikkatli davranıyorum. Kendini bilmeyle kişi tamamlanmaz; aksine bu bilgi çok üretkendir ve bu bilmeden GERÇEK BİREY DOĞAR. Eğer zeki olsaydım burada bireyin kendisini Tevrat’ta Adem’in Havva’yı bildiği gibi bildiğini söylerdim. Bireyin kendisiyle ilişkisi sonucunda birey çocuk olarak KENDİSİNE HAMİLE KALIR ve KENDİSİNİ DOĞURUR…

[ Kişiliğin Gelişiminde Etik / Estetik Dengesi, Sayfa 99 – SOREN KİERKEGAARD ]

*   : Delfi’deki mabette yazılı olan kitabe anlamı : KENDİNİ BİL !

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz