Bu haftaki yazıma bir kınamayla başlıyorum. Sürekli “enseyi karartmayalım” diyen birisi olarak yapıyorum bu kınamayı.  Kitap araştırmalarımda doğru bilgiye ulaşmak için kullandığım TÜRK TARİHÇİLER GRUBUNUN adı grup yöneticileri tarafından Türkiye Tarihçiler Bilgi Paylaşım Platformu olarak değiştirilmiş. Değişikliğin nedeni ise “TÜRK“kelimesinin etnik bir kelime olduğunu beyan ile izhara çalışmışlar. Öncelikli olarak şunu söyleyeyim, TÜRK kelimesi bir etnik kökenin ya da ırkın değil bir milletin adıdır. Siyasi çıkar uğruna bütün manevi hassasiyetlerimizin ayaklar altına alındığı dönemleri yaşıyoruz. Bunu bir kısım bilerek yaparken, bir kısım bilmediğinden, sahiplenmeye çalışarak karşı tarafın ekmeğine yağ sürüyor.
Türkiye de “TÜRKÜM” dediğiniz zaman ayrılıkçı, ırkçı oluyorsunuz, diğer taraftan başka bir etnik grubu temsilen söylenen kelimeyi zikrettiğiniz zaman Özgürlükçü.
Yerim ben sizin ifade özgürlüğü anlayışınızı.
Bunu söyleyenler okumayan, araştırmayan, sorgulamayan kişiler olsa, hatta siyasiler olsa anlarım ama söylem sahibi Tarih Bilim İnsanları olduğu zaman tahammül edemem.
Dostlar, insanlık tarihi kadar geçmişi olan bir milletiz öncelikle bunun şuurunda olmalıyız.

Tarih boyunca hiçbir millet bizim sahip olduğumuz kadar şanlı bir tarihe sahip değildir, aynı zamanda geçmişine bu kadar yabancı başka bir millette yoktur. Tarih boyunca kurduğumuz devlet sayısı 117 dir. Bunu matematik hesabıyla bileşenlerine ayırırsak eğer; 38 devlet, 32 beylik, 16 imparatorluk, 17 hanlık, 10 cumhuriyet, 4 atabeylik dünyada sürekliliği böyle yaşayan ve yaşatan başka bir millet yoktur. Üçüncü Murat Döneminde hâkim olduğumuz toprak bütünlüğü 23 milyon km kare. Evet, yanlış okumadınız tam 23 milyon km kare.  Ancak o dönemi incelediğimiz zaman kimse çıkıp “benim etnik kökenim şu veya bu” dememiş. Hepsinin tek bir vatan, tek bir bayrak altında yaşamışlar. Bu birlik ve beraberlik onları dönemin süper gücü yapmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Nerde yardıma ihtiyacı olan kimse varsa hemen yanı başında olup yardım etmiş. Hazır yeri ve zamanı gelmişken emperyal devletlerin kurduğu çarkın dişlisi halini alan “Suriyelileri” diline dolayan sözüm ona Türkçülere, tarihte TÜRK adını ilk kez kullanan Göktürk İmparatorluğunun kudretli hakanı Bilge Kağan, Orhun Kitabelerinde şöyle diyor…
“ Aç olan millet, tok kıldım. Çıplak milleti giydirdim. Fakir milleti zengin kıldım.”
Sığınmacılar için daha planlı ve daha düzenli hareket edilebilirdi buna katılıyorum.
Öte yandan bakıyorsunuz, akşama kadar sattığı simit paralarını götürüp Bayı Bucaktaki kardeşlerimize yardım yapan kardeşimizden, Başkentimizdeki otobüs şoförlerine kadar herkesin seferber olması damarlarında taşıdığı asil kandandır.
Bu yardım seferlerini Meta Handa da görebilirsiniz, Sultan Muhammed Alparslan’da da.
“Bize ne Suriyelilerden” diyemeyiz, biz önce dinimiz sonra da tarihimiz ve atalarımıza ters hareket edemeyiz. Hele ki Amerika, İngiltere, Almanya, Rusya, İsrail, Kanada ajanları topraklarımızda ve komşu ülkemizde fink atarken 900 km lik sınır sahibi olduğumuz ülkeye sırt dönemeyiz en azından insanlık adına..
Buraya gelen sığınmacıların halini hepimiz görüyoruz, peki ya gelmeyenlerin halini hiç düşündük mü? Yine tekrar ediyorum, devlet olarak sığınmacılar için daha planlı hareket edebilirdik.

Fransız İhtilal’inden sonra ortaya çıkan fikir akımları, en çok etnik grubu bünyesinde barındıran Osmanlı Devletini etkiledi. Birinci Cihan Harbinden sonra da etkisini devam ettiren akımlara kapılıp gidenlerin bir kısmı, Ümmetçilik fikrini benimserken, diğer kanat Türkçülük fikrinde yer tuttu. Müslümanlığı Türklükten, koparmanın tam zamanı geldi diye düşünenlere fırsat doğmuşken, bir kısım çıkıp Osmanlıcılık başlatıp dağılmayı önleme gayretine düştü.
Şimdi kendimize şunu soralım.
Biz tarih boyunca Türküz, neden yüz yıllık Türkçü olalım?
Biz kalu beladan beri Müslüman’ız neden yüz yıllık ümmetçi olup düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürelim?
Bakınız el çektiğimiz toprakların haline. Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu hepsi kan ağlıyor.
Çanakkale’yi her fırsatta konuşuyoruz değil mi? Sizce bugün durum başka mı? O döneme bakıyoruz, bütün İslam Devletleri sömürge hür olan bir tek Türk Devleti, Osmanlı. Bugün dönün İslam Coğrafyasına bir bakın ne halde.
Mısır, Libya, Suriye, Irak, Filistin, Somali bunlara ilaveten Doğu Türkistan’ı unutmayın ki Kızıl Çin 1933 yılından beri tarihin en büyük soykırımını yapıyor. Karındaşlarımızın tek suçu “Ben Türküm” , “ Ben Müslümanım” demek. Modern Batı seyredip diyor ki; Kimyasal Silah kullanma öldürmeye devam et.
Soru şu sevgili dostum.
İçinden hiç geçiyor mu? “Suriye bir düzelirse, ümmeti Muhammed’in dertleri biter” aynı soru Irak içinde sorulabilir. Mısır için diyebilir misin? “Şu beş yüz kişilik idam durdurulsa Mısır ayağa kalkıp yürüse, ümmet onun arkasından yürür” benim içimden geçmiyor, sizi bilemem.
Ama ben size bir şey söyleyim. Suriye de bomba sesleri arasında çocuğunu uyutmaya çalışan ananın gözü Türkiye’de.
Somali açlıktan ağlayan bebeğini, süt olmayan göğsüne bastıran ananın gözyaşlarıyla ettiği dua Türkiye üzerinde.
Doğu Türkistan’da eline almış olduğu ekmeği evinde bekleyen çocuklarına götürmeye çalışan babanın gözü, kulağı Türkiye’de.
Kahire sarayının gözü Türkiye’de, Filistin sokaklarında oyun oynamayan çocukların gözü Türkiye’de. Ve diyorlar ki; “Eğer Türkiye kim olduğunu hatırlarsa, bize uygulanan bu zulüm biter”  bunu hatırlatmakta boynum borcu olsun. Bana kızacaklar kızsın, darılacaklar darılsın. Aman yazılarını biraz düzelt seni farklı konuma taşıyalım diyenlere tek cevabım var. Benim derdim insanlık, makam da, mevkide gözüm yok. Kimse beni bu din, bu devlet adına doğruları söylemekten beri koyamayacak.
Unutmayın dostlar geçmişine taş atanın, geleceğine gülle atarlar.

“Ne mutlu Türküm” demekle olmuyor.
Türküm demek, Bilge Kağan’ın yaptığını yapmaktır. Fatih’in yaptığıdır. Baki’nin yaptığıdır, Mimar Sinan’ın yaptığıdır. Gazi Mustafa Kemal’in yaptığıdır. Kuru gürültüyü bir kenara bırakıp, yattığımız hoş hülyalı uykudan uyanma vaktidir. Haydi gelin, atamız Bilge Kağan’ın yüzyıllar önce yapmış olduğu çağrıyı bugün en yüksek sesle yeniden yapalım.
 “Ey Türk; üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir. Titre ve kendine dön.”

Müslümanım demenin ayıp, Türküm demenin suç olduğu günleri yaşıyoruz.
Fazlaca konuştum, belki derlendirdim seni bu hayat mücadelesinin içinde sözü Prof. Dr. Özcan YENİÇERİ’ye bırakıyorum. Bakın Türk’ü ne güzel özetlemiş.

Türk; Ötüken de Kültigin Anıtı, Edirne de Selimiye Mabeti, Konya’da Mevlana Mesnevisi,Türkistan da Ahmet Yesevi’nin Hikmeti, Balasagunlu Yusuf’ta Kutadgu bilig, Altay da yere çakılmış Balbal, Ulu Bey de gözünü fezaya dikmiş rasathane, Kaşgar’da Mahmut’un yazdığı Türkçe Lugattır….

Türk; Malazgirtte Alparslan’ın giydiği kıyamet gömleği, Eskişehir de Yunus’un Söylediği ilahi, Sir Derya Eteğinde Korkut Atanın çaldığı kopuz, Bayburt’ta Genç Osman’ın, Viyana’da Kara Mustafa Paşanın duyduğu hırstır.

Türk; İstanbul Burçlarında dalgalanan Ulubatlı Hasan ihtirası, Diyarbakır’da ise Ziya Gökalp’tir.

Hülasa Türk; Karamanda Mehmet Beyin yayınladığı Türkçe Konuş Fermanı, Haliç Önlerinde Ya be Onu, Ya O beni Alır diyen. Sultan Mehmet kararlılığı, Sarıkamış’ta donan 90 Bin şehit, Maraş’ta Sütçü İmamın namusu, Antep’te Şahin Bey’in cesedimi çiğnetmeden Antep’i çiğnetmem andı, Erzurum’da Nene Hatun’un cürreti, İzmir’de Hasan Tahsin’in düşmana sıktığı ilk kurşun, Çanakkale’de Atatürk’ün size taarruz değil ölmeyi emrediyorum deyişi Koca Tepede ise Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir ileri. Emrini veren iradenin adıdır.
Ve Türk; nerede ezilen, itilen, örselenen, hırpalanan, horlanan bir halk varsa ona kucağını açan ve bağrına basan Bir Milletin adıdır.

Daha Öz bir deyişle Türk Milleti Anadolu’ya kovulan, sürülen ve saldırıya uğrayan halklar için Anadolu’yu “Ana Rahmine” Çeviren bir Kültüründe Adıdır.


Haftaya ömür vefa ederse, Atsız Hocayı konuşmak için buradayız efendim…
Muhabbet ve duayla.       30 / 09 / 2016