Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0,98
BIST 100.618
%0,01
Dolar 3,5120
%0,06
Euro 4,0003
%0,08
Altın 141,18
REKLAM

FETİH ve FATİH

47980 defa okundu kategorisinde, 31 May 2017 - 05:38 tarihinde yayınlandı
FETİH ve FATİH

“Letüftehanne’l Kostantıniyyete, ve le ni’mel emrü zâlike’l emr, ve le ni’mel ceyşü zâlike’l ceyş”

“Kostantiniye, bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır.”

Bu hadis-i şerif, 857 yıllık heyecan dolu bekleyiş sürecinde Müslüman devlet ve toplulukların nişanesi olmuştur. Daha sahabe döneminde binlerce kilometrelik yollar aşılarak müjde gerçekleştirilmek istenmiştir. Gerçi, Müslümanların kalp birliğini bozmak için bu süreçte “Böyle bir hadis yok. Uydurma” diyerek şaşırtma taktikleri de uygulanmamış değildir. Fakat hiçbiri kutlu fethin gerçekleşmesini engelleyememiştir. Her Müslüman komutan bu hadisteki müjdeye mazhar olmak için atına binip, İstanbul’un surları önüne gelmiş, ancak bu müjde Osmanlı Padişahı, İkinci Mehmet’e nasip olmuş onu Fatihliğe taşımıştır.

Efendimiz(sav)’in, “fetholunacaktır” müjdesi illa ki gerçekleşecekti ancak bu fetih bize birçok dersler vermiştir. Mesele bu dersleri iyi talim etmektir…    ;

Lesson one, insanın başarısında ailesinin önemi…
Sultan Mehmet’in ailesine bakalım. Babası Osmanlı Padişahı İkinci Murat, annesi Hüma Hatun… İdeolojik tarih üreten bir grup zevat, Sultan Mehmet’in annesinin Sırp kralın kızı Mara Despina olduğunu söyler ama tarih bize şu veri sunar. İkinci Mehmet’in doğumu 1432, Sultan Murat’ın Mara Despina ile evliliği 1435/1437… Şimdi bu aklı evvellere şunu sormak lazım 1435/1437 yılında olan bir evlilikten 1432 yılında nasıl bir çocuk doğar? Bu iddiayı ortaya atanlar tam Mazhar Osmanlıktır.
            Sultan Mehmet’e uydurulan ikinci anne adayı Dulkadiroğlu Hatice Âlime Hatundur. Bu birçok tarihçinin işine gelir ama doğru değildir. Yine tarih bize bir veri daha fısıldar. Sultan Mehmet’in annesi 1438 yılında vefat etmiştir. Oysa Hatice Âlime Hatun, 1489 yılında vefat etmiştir. Ortada bir evlat ama üç anne var. Sultan Mehmet’in annesi Sultan Murad’ın diğer eşi, Hüma Hatundur… 1449 yılında vefatından sonra Sultan Mehmet’i yetiştiren Hatice Âlime Hatundur. Ve Sultan Mehmet’e fethi fısıldayan ilk kişidir.
Ve babamız… Sultan İkinci Murat… İstanbul’u fethetmek için çıldırıyor. Güçlü bir ordusu, tıkır tıkır işleyen bir sistemi var. Kuşatıyor olmuyor. Nihayet Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin Edirne’yi ziyaretinde, fethin Şehzade Mehmet’e nasip olacağını söylemesi üzerine. Madem İstanbul’u fetheden komutan olamayacağım, onu fetheden askerlerden olayım deyip tahtı evladına bırakıyor. Ama ömrü kifayet etmiyor…

Lesson two, insanın başarısında hocalarının (öğretmen / eğitmen) önemi.
Sultan Mehmet’in hocalarına baktığımızda ilk üçe Ak Şemsettin, Molla Gürani ve Molla Hüsrev’i yazarız. Bakalım bu isimler kimler… Sırasıyla Türk, Kürt ve Fransız olan bu isimler Sultan Mehmet’i Fatihliğe hazırlayan isimler…
İstanbul fethedilmiş, Sultan Mehmet artık Fatih olmuştur. Fatih atının üzerinde, yanında bir başka atın üzerinde Ak Şemsettin. İstanbullu ahali çiçek atıyorlar, tabi biri genç, diğeri ihtiyar. Haliyle herkes çiçekleri Ak Şemsettin’e atıyor. Bu durumdan rahatsız olan Ak Hoca, atını geri çekip eliyle işaret ediyor “Sultan O” bunu fark eden Fatih, tarihe şu notu düşüyor.
“Sultan biziz, ama çiçekler ona yaraşır.” Fetih tamam. Divan toplantısı yapılıyor Fatih’in yüzünde mutluluk… Bu durumda Zağanos Paşa biraz tenkit eder haliyle konuşunca… Sultan Fatih tarihe bir not daha düşüyor…
“Sevincim İstanbul’u fethettiğimden değil, Ak Şemsettin gibi bir velinin benim dönemimde olmasındandır.”

İkinci hocamız, Molla Gürani… Kendisi Kürt. Sultan İkinci Murad’ın hocası Molla Yegan’ın hac hediyesi olarak saraya getirdiği hoca. Diğerlerinden çok farklı… Ne halden anlıyor, ne hatır biliyor. Yanlış yapan padişahta olsa, doğru neyse onu konuşuyor… Şehzade Mehmet, Edirne’den Bursa’ya yetiştirilmek üzere gönderildiğinde hiçbir hocasını dinlemiyor. Bursa’da iki katlı tek döşekli eve elinde sopa ile giren biri var…
“ Siz kimsiniz?”
“ Ben senin, yeni hocanım.”
“ Elinizdeki ne içindir?”
“ Şımarıklık tozlarını almak içindir.”
Bu konuşmalar, Molla Gürani ve Şehzade Mehmet arasında geçiyor… Bursa’da edilen talimler Manisa Sancağında da devam ediyor.
Şehzadeliği sırasında sopayı gösteren hoca, İstanbul Fethi sonrası debdebeli bir iftar sofrasında İstanbul Fatih’ini azarlıyor.
Üçüncü hocamız… Molla Hüsrev… Bir Fransız Subayın oğlu. Devşirme. Hani bizim sözün önüne bakıp, arkasına bakmayanların sürekli eleştirdiği sistemden yetişen bir adam. Kazaskerlik Makamına kadar yükseliyor…
Devlet-i Aliye’de önemli olan etnik köken değil, Liyakattir…
Şehzadenin Bursa günleri biter ve artık sancak zamanı gelmiştir. Sultan Murat sorar,
“Lala olarak, Molla Gürani gelecek başka kimi istersin?” El cevap,
“Ak hoca ve Molla Hüsrev”
“Bize hiç hoca bırakmadın Şehzadem”
“Sultanım Ak Hoca ruhumu, Molla Hüsrev hayallerimi besliyor.”
Bu üçlü aynen Manisa’da… Bir oyun sırasında, Molla Hüsrev hızlı akan bir ırmağın kenarında duran atları karşıya geçirmesini ister Şehzade’den… Şehzade düşünür ama bulamaz cevabı. İstanbul’un fethinin kapısını açan sır işte burada verilir Molla Hüsrev’den…
“ Irmaktan geçemeyen atlar, uçarak geçerler…”
Peki, at uçar mı?
Gemiler karadan yürütülüyorsa, atlarda uçar değil mi? Bilinçli okuyucu mesajı anladı…

Lesson three, azim ve inanç… (mücadele ruhu)
İstanbul karadan ve denizden kuşatılmış. Bizans, Papadan yardım gemisi istiyor. Venediklerin gemisi İstanbul Boğazında… Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Mahmut yanlış hamleleri ile gemiler Bizans’a yetişiyor. Artık kuşatmanın süresi uzamış. Haliç’e zincir çekilmiş, Sultan’a muhalefet artmış. Asker’in direnci kırılmış. Tüm olumsuzluklar baş gösterirken… Sultan Mehmet kararlılığından vazgeçmiyor. Gemiler dağa tırmanacak… Yollar kazılıyor. Yollara takozlar döşeniyor ve gemiler Haliç’e indiriliyor…
İstanbul’un surları muhkem aşılamaz. Mühendis olan Sultan Mehmet, çiziyor şahî topları. Bunu dökecek usta lazım. O dönemin meşhur ustası Urban, Bizans hapishanelerinde… Kaçırılması için Lağımcılar kazıyorlar İstanbul’un altını… İşlem tamam, top dökülüyor, denenme süresi tamam. Artık surlar dövülmeli. Başlıyor top atışları. Bizanslılar şaşkın… İlk gedik açılıyor surlarda… Askerlerin şehadet arzusuyla surlarda dalgalanıyor Türk’ün şanlı bayrağı…
Sonrası Feth-i Mübin…
Eğer şartlara teslim olmazsanız, şartlar size teslim olur…
            İstanbul’un Fethinin 564. yılını kutladığımız şu günlerde, fethin bize öğrettiği dersleri çok iyi anlamamız ve uygulamamız lazımdır diye düşünüyorum. İstanbul’u aldık bitti mi? Bitmedi… Fethe bir mühür gerekir. O mühür AYASOFYA’dır… Hristiyan Âlemi için muazzam değeri olan bu Kilise ilk Cuma namazı için hazırlanmaya başlıyor. İlk iş tepesindeki devasa haç indiriliyor… Sonrası malumunuz…
Haftaya ömür vefa ederse buradayız efendim. Muhabbetle.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz