Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0,43
BIST 99.639
%0,01
Dolar 3,5109
%0,22
Euro 3,9283
-- %0,00
Altın 141,89
REKLAM

Tüm kalplerin şarkısını tek başına söylemeyi başarmış 1 deha [halil cibran]

146 defa okundu , kategorisinde, 03 May 2017 - 01:22 tarihinde yayınlandı
Tüm kalplerin şarkısını tek başına söylemeyi başarmış 1 deha [halil cibran]

herkesle herkes için var olmaya geldim buraya. bugün yalnızken yaptığım her şey yarın herkeste yankılanmalı. bugün kalbimle söylediğim tek şey, yarın tüm kalplerin şarkısı olmalı…

hiçbir paraya değişmem kahkahamı, çevirmem gözyaşlarımı sakinliğe. tek umudum hayat boyu yaşamak gözyaşlarım ve kahkahalarımla. gözyaşlarım kalbimi temizleyip hayatın sırlarını öğretiyor bana, kahkahalarım ise beni sevdiklerime yakınlaştırıyor. gözyaşlarımla kalbi kırıkların derdini paylaşıyorum, kahkahalarımla ise var oluşumun keyfini çıkarıyorum…

ancak benden aşağıda olanlar nefret eder benden ya da beni kıskanır. hiç nefret ya da kıskançlık duyulmadı bana, çünkü kimseden üstün olmadım. ancak benden yukarıda olanlar övebilir ya da küçümserdi beni ve hiç kimse küçümsemedi veya övmedi beni; çünkü kimseden aşağıda değildim…

sizin tanrısal yönünüz okyanus gibidir, sonsuza dek lekesiz kalır ve gökyüzü gibidir ancak kanatları olanlar ona ulaşır. fakat bu yönünüz sadece sizin benliğinizde var olmaz. bir yanımız insan bir yanınız ise değil; sabah sislerinde uyanmak için bekleyen şekilsiz 1 tanecik o…

insanı zavallı hale sokan boş inanışlardır, onu acıya ve çaresizliğe sürükleyenler ise yanlış iyilikler… insanın amacı mutlu olmak ve gittiği her yere onu taşımak olmalıdır. sürgün edilerek geldik bu hayata, ancak tanrı’nın masum yaratıklarıydık ilk günden beri…

özgürlük olmadan yaşanan hayat, ruhsuz 1 vücuda benzer. düşüncesiz 1 özgürlük ise kafası karışık 1 ruh gibidir. hayat, özgürlük ve düşünce birlikte var olmalıdır; sonsuz olmalıdır…

yumuşak toprakla örtün üzerimi. her 1 avuç toprak yaseminlerle, leylaklarla ve mersinlerle dolsun. üzerimde açıklarında, ben altlarında yatarken kalbimin kokularını dünyaya taşısınlar…

mezarımda yazmasını istiyorum şu sözün: sizler gibi canlıyım ben de, yanı başınızda duruyorum. gözlerinizi kapatın ve etrafınıza bakın, tam önünüzde göreceksiniz beni…

sonsuzluktan var oldum ve buradayım işte. varlığım asla 1 sonu yok, bu yüzden zaman durana dek ben de var olacağım…

“gerçeğe ulaştım” demeyin, “1 gerçek öğrendim” deyin. “ruhun yolunu buldum” yerine “kendi yolumda yürürken ruhla karşılaştım” deyin. çünkü ruh tek 1 yoldan gitmez, tüm yolları yürür.

ruhun susuzluğu bütün şaraplardan daha güzeldir, ruhun korkusu ise vücudun güvenliğinden daha değerlidir…

ruhun uyanışı, insanın hayatındaki en önemli şeydir, var oluşun tek amacıdır. bütün halleriyle medeniyet bu ruhsal uyanış için 1 yol değil midir aslında ?

soğuk mermerde uyuyanların gördüğü rüyalar da kuş tüyü yastıklarda uyuyanlarınki kadar güzelken, nasıl kaybederim adalete olan inancımı…

hayatınız onun size getirdiklerinden çok, sizin hayata karşı duruşunuza göre belirlenir. önemli olan başınıza gelenler değil, onları nasıl yorumladığınızdır…

aşk, dünyadaki tek özgürlüktür. ruhu öyle 1 yüceltir ki aşk, insanlığın yasaları veya doğa kanunları bile onun akışını değiştiremez…

hep 1 şeye ihtiyacınız olduğunda ya da mutsuzken dua ediyorsunuz. önemli olan bolluk ve huzur içindeyken de dua edebilmektir.

kalbinizi dinleyin, o her şeyde doğru yolu gösterir size. akıl sınırlıdır kalbe göre; ne istediğimizi belirleyen akıl değil, içimizdeki kutsal şeydir…

etrafınızda olup biten mucizeleri gözlemleyin. onlara karışmayın, içlerinden sessizce akıp giden sanatı hissedin…

gereğinden fazla bilgi, pencere camı gibidir. gerçeği görürüz o camdan, ancak bizi gerçekten ayıran yine o camdır…

içimde 1 dost var, ne zaman başım sıkışsa danıştığım. kendiyle dost olamayan insan, topluma düşmandır. kendine güvenmeyen insanı ise mutsuzluk öldürür…

sevdiğiniz kişi sizi terkettiyse sakın üzülmeyin. size daha iyi biriyle tanışma şansı verdiği için mutlu olun…

insanlar size ya iyi dilekler diler ya da lanet ederler. lanet, başarısızlığa karşı gösterilen 1 tepkidir. iyi dilek ise dağlardan eşi için yemek getiren 1 avcıya söylenen ilahi gibidir…

gelgit denizin sularını çektiğinde kumlara 1 satır yazdım ve tüm ruhumu, tüm kalbimi koydum oraya. sular yükseldiğinde yazdığım şeye bakmaya gittim. tek bulduğum kıyıya vuran cahilliğimdi…

uyudum ve hayatın tamamen mutluluktan oluştuğunu gördüm rüyamda. sonra uyandım ve baktım, hayat hizmet etmek demekti. görevimi yaparken anladım ki, mutluluk hizmet etmekteydi…

bir hayvanı öldürdüğünüzde ona deyin ki, “seni öldüren güç, 1 tüm beni de öldürecek. seni benim ellerime veren güç, 1 gün daha büyük ellere götürecek beni. bizim kanımızdır cennet ağacını besleyen…

çektiğiniz acıların çoğu kendi tercihleriniz sonucudur. onlar içinizdeki doktorun size yazdığı ilaç gibidir. güvenin içinizdeki doktora ve acı ilacı için sessizce. acı verici de olsa o doktorun eli, tanrı’nın eli tarafından yönlendirilir. acıyı size sunduğu kap ise dudaklarınızı yakar belki ama kutsal gözyaşıyla yapılmıştır…

gördüğünüz nesneler ya da duyduğunuz şarkılar değil önemli olan; gözleriniz kapalıyken gördükleriniz ve kulaklarınız kapalıyken duyduklarınızdır sizi yaşatan…

ruhum bana hep yol gösterir; övgüyle şımarmayı yergiye kızmamayı öğretir. ruhum bana bunları ögretmeden önce, yaptıklarımın değerinden hep şüphe ederdim. ancak biri gelip beni överse ya da eleştirirse kendi fikrimi oluşturabilirdim. fakat artık öğrendim; ağaçlar baharda hiçbir övgü beklemeden çiçek açıp meyve verir, eleştirilmekten korkmadan dökerler yapraklarını sonbaharda ve kışın çırılçıplak kalırlar…

kadınlar ruhumun gözlerini ve kapılarını açtı. annem, kız kardeşim ve kadın arkadaşlarım olmasaydı horuldayarak dünyada huzuru arayanların arasında uyuyor olacaktım…

gerçek aşk özde var olmadığı sürece bulunamaz, zaten var olduğu yerde asla gözden saklanmaz. platonik de olsa asla gizli kalmaz aşk, ancak aşkın kendisi karşılayabilir aşkın ihtiyacını…

aşkı ve özgürlüğü gökyüzünde uçmanız için vermiş size tanrı. neden kanatlarınızı kesiyorsunuz kendi ellerinizle ve neden yeryüzünde sürünüyorsunuz…

tanrı’yı bulmak için karmaşık yollara gerek yok. gökyüzüne bakın, bulutlarda yürürken görebilirsiniz onu; gerinirken yağmurlar ve şimşekler yaratır belki. ya da bahçelere bakın, çiçeklerin arasında gülümserken de görebilirsiniz onu, ağaçların arasından el sallıyordur belki.

elmayı ısırdığınızda ona deyin ki, “tohumların içimde yaşayacak, tomurcukların kalbimde çiçek açacak” senin her parçan benimle nefes alacak ve biz birlikte kucaklayacağız bütün mevsimleri…

tüm kötülüklerin 1 çaresi vardır, aptallık hariç… 1 aptalı azarlamak ya da ona öğüt vermeye kalkışmak suya yazı yazmak gibidir. isa bile körleri, topalları iyileştirdi ancak aptalları değiştiremedi…

ilk defa güneş çıplak yüzümü öptü ve ruhumun güneşe duyduğu aşkla kavrulmaya başladı. daha fazla maske takmak istemiyordum artık. kendimden geçmiş gibi bağırmaya başladım “maskelerimi çalan hırsızlar, binlerce teşekkürler sizlere!” işte böyle deli 1 adama dönüştüm…

yüzünüz güneşe dönükse ne caydırabilir ki sizi? rüzgârla birlikte yolculuk edenin yönünü hangi rüzgârgülü belirleyebilir? kendi zincirlerini kırdıktan sonra kim tutsak edebilir sizi?

bilgelik hemen yolun kenarında durur ve hepimize seslenir aslında. ancak biz onun doğruluğuna inanmayıp onu savunanlardan nefret ederek yolumuza devam ederiz…

hergün vicdanınızla konuşun ve hatalarınızı düzeltmeye çalışın. eğer bunu başaramazsanız içinizdeki bilgiye ve mantığa ihanet edersiniz. sanki siz kendinizin düşmanıymışsınız gibi hep dikkat edin kendi davranışlarınıza; çünkü tutkularınıza yön verip vicdanınızın sesini dinlemezseniz asla kendinizi yönetmeyi öğrenemezsiniz…

fedâkârlık yapmak için kendinizi zorlamaya başladığınızda iyi bir insana dönüşürsünüz. fakat kendinize fayda sağlayacak şeyler aramaya başladığınızda da kötü olmazsınız. fayda aramak, yeryüzüne sıkı sıkı tutunan ve onu emen 1 kök gibidir. toprak dönüp de ‘benim gibi olsana, bir şeyleri emmeye çalışacağına benim gibi üretsene!’ diyemez köke. almak köke mahsustur, vermek ise toprağa…

gerçekten yana olanlara hiçbir işkence etki etmez. sokrates bu yüzden kurban edilmedi mi? paul gerçek uğruna kendini feda ederek taşlanmadı mı? canımızı asıl yakan, içimizdeki gerçeği görmezden gelmektir. bizi asıl öldüren ise kendimize ihanet etmektir…

kutsal olan, insanın kendi benliğidir. ne altın karşılığında satabilirsiniz onu ne de bugünkü zenginliklere yaptığınız gibi biriktirebilirsiniz. zengin insan kaybetmiştir içindeki kutsallığı, altınından başka 1 şey yoktur hayatında…

ölümün sırrını bilebilirsiniz. ancak hayatta, sağlıklıyken aramazsanız nasıl bulabilirsiniz onu? gözleri karanlığa açık, ışığa kapalı baykuş ışığın maskesini düşüremez asla. ölümün ruhunu görmek istiyorsanız kalbinizi hayata açın. nasıl nehir ve deniz birse hayat ve ölümde birdir…

kalbinize soruyorsunuz, mutluluklardaki iyiyi ve kötüyü nasıl ayırt edeceğiz birbirinden diye. gidin bakın bahçelere, gerçek mutluluk çiçeklerden bal toplayan 1 arınınkidir. mutluluk aynı zamanda balını arıya teslim eden çiçeğinkidir. arı için hayat kaynağıdır çiçek, çicek içinse arı aşka 1 aracı… ikisi içinde mutluluğu almak ve vermek hem 1 ihtiyac hem de 1 bağımlılıktır. bu yüzden ey insanlar, mutluluklarınızı arılar ve çiçeklerinki gibi yaşayın…

çocuklarınız, size ait değil aslında. onlar hayatın çocukları. sizin aracılığınızla geliyor dünyaya, ama sizin sayenizde değil. sizinle birlikteler evet; ama size ait değiller. sevginizi verebilirsiniz onlara, ancak tüm fikirlerinizi aşılayamazsınız; onların kendilerine ait fikirleri olacaktır mutlaka. evinizi açabilirsiniz bedenlerine, ancak ruhlarına asla 1 yuva vermezsiniz. onların ruhu yarında, gelecekte yaşar, siz isteseniz bile gidip ziyaret edemezsiniz. onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz, ama onları asla kendinize benzetemezsiniz. hayat asla geriye gitmez, geçmiş ile vakit kaybetmez…

“ülkem bana ne yarar sağlar ?” diye soran 1 politikacı mısınız, yoksa “ben ülkeme nasıl yarar sağlarım? ” diye düşünen hevesli 1 yurttaş mı? eğer 1.gruptaysanız 1 parazitten başka 1 şey değilsiniz. 2.söyleyenlerdenseniz, çölde zor bulunan 1 vaha gibisiniz…

hayat, hayallerle bölünen, isteklerle teşvik edilen 1 uykudur. üzüntüyle dolu gizemli 1 ruh, korkuyla karışık 1 mutluluktur.

“uyuyan 1 köle görürseniz, sakın uyandırmayın, belki özgürlüğü düşlüyordur” derler. bense o köleyi mutlaka uyandırır, nasıl özgür olabileceğini anlatırım…

erdemini 1 giysi gibi giyen insanın başka kıyafete ihtiyacı yoktur, güneş ve rüzgar zarar veremez asla derisine…

bilgi ve anlayış, hayatın size asla ihanet etmeyecek sadık yoldaşlarıdır. bilgi sizin tacınızdır, anlayış ise hizmetkârınız. onlar sizinle olduğu sürece, sahip olabileceğiniz daha büyük 1 hazine yoktur…

insanın yüreğini aydınlatan o küçük alev, insanın yolunu aydınlatmak için cennetten inen 1 fenerdir adeta. tüm insanlığın umutları ve hisleri, tek 1 ruhta toplanmıştır…

ey tanrım, tüm amacım ve başarım sensin; ben dününüm senin ve sen benim yarınımsın. ben dünyadaki kökünüm senin, sense gökyüzündeki çiçeğim…

kötülükle savaşırken abartılı olmak iyidir. gerçeği hafifleterek söyleyen, gerceğin sadece yarısını söylüyor demektir, kalan yarısını ise insanların gazabından korktuğu için saklıyordur…

isimler ve kelimeler arasında fark gözetmeyen tanrı iyi tanrı’dır. sonsuzluğa giden yolda farklı 1 yön seçenleri kabul etmeseydi eğer, ona inanan kimse kalmazdı…

üzerinde çok düşündüm bunun ve sonunda anladım ki, ancak gercekten temiz 1 kalp affedebilir ölü sulara sürüklüyen susuzluğu. ve anca attığı adımdan emin olan yardım edebilir topallayana…

aşktan konuşurum diye kutsal ateşle yıkadım dudaklarımı, ancak konuşmak için ağzımı açtığımda hiç 1 ses çıkaramadım…

kendini bilmek, tüm bilgilerin anasıdır. kendimi tamamiyle, bütün özelliklerimle, tüm atomlarıma kadar bilmek benim en büyük görevim…

“insan kendini tanırsa tüm insanlığı tanır” diyorlar. bana sorarsanız insan ancak diğer insanları severse kendini tanıyabilir…

bilginizin derinliklerine kazarak ulaşamazsınız, boşuna çabalamayın. benliğimiz, okyanuslar gibi sonsuz ve sınırsızdır…

bilginiz size değerleri öğretmiyor, somut şeylere olan esaretten kurtarmıyorsa gerçeğin tahtına asla ulaşamazsınız…

kuşlar insanlardan daha onurludur. insan kendi geleneklerinin ve yasalarının kafesinde yaşar. kuşlar ise sadece tanrı’nın doğa yasalarına göre yaşar…

geçmişte krallara boyun eğdik ve hükümdarların önünde diz çöktük. bugün ise ancak gerçege boyun eğip, güzelliği takip etmeli ve sadece sevgi önünde diz çökmeliyiz…

lideri 1 tilki, filozofu 1 soytarı, sanatı taklit olan devletlere acırım. başa yeni geleni alkışlarken gideni yuhalayan, parçalara ayrılmış ve her parçanın kendini 1 devlet sandığı devletlere acırım…

camide eğilenleri de, tapınağında diz çökenleri de, kilisede dua edenleri de aynı şekilde seviyorum. hepimiz tek 1 dinin, tek 1 ruhun çocuklarıyız aslında…

kimseden yardım istemeyen insan aptaldır. aptallığı kör etmiştir onu tüm gerçeklere. inatçı ve diğer insanlar için tehlikelidir…

hapse giren birini görünce, belki daha büyük 1 hapishaneden kaçıyordu diye düşünürüm. sarhoş birini gördüğümde ise çirkin şeylerden kaçıyordu belki diye…

fahişenin namusunu kendi gözyaşları temizler zaten. ancak sizler, kendi yargılarınızın zincireriyle asılmalısınız…

dünyayı terkedip yalnızlığı aramaya koyuldum, çünkü alçakgönüllüğü zayıflık, merhameti korkaklık ve ukalalığı güç sanan insanlardan yoruldum…

elimde olsa kupkuru 1 kuyu olmak isterdim, insanların içine taş fırlattığı… çünkü bu kesinlikle daha kolay olurdu susuzların yanından geçip içmeye korktuğu 1 su kaynağı olmaktan…

birgün soracaksın bana, “ben mi daha önemliyim senin için, yoksa hayatın mı?” hayatım diyeceğim, küseceksin bana ve gideceksin, benim hayatımın sen olduğunu bilmeden…

birlikteliğinize zaman zaman ara verin, cennetin rüzgârlarının aranıza girmesine izin verin. birbirinizi sevin ancak birbirinize tutsak olmayın, aşkınız ruhunuzun kıyıları arasında dalgalanan 1 deniz gibi olsun…

şeytan’dan korkmak, tanrı’dan şüphe etmektir…

insanın yetenekleri arttıkça arkadaşları azalır…

isinizi sevgiyle değil zorunluluktan ve nefretle yapıyorsanız, derhal ayrılmalısınız…

gerçekten büyük insan; kimseye hükmetmez, kendine de hükmettirmez…

bir zalimi tahttan indirmek istiyorsanız, önce içinizdeki zalimden kurtulun…

ne olduğumuzu bilmezken, nasıl olmamız gerektiğini tartışmamız çok anlamsız…

insan muhteşem olmasa da özgür olabilir. ancak kimse özgür olmadan muhteşem olamaz…

şüphe, inancın ikiz kardeşi olduğunu bilemeyecek kadar yalnızdır…

yolunuzun üzerindeki dikenlerden korkmayın, onlar ancak sahtekârların ellerini kanatır…

hatalarımızı, doğrularımızdan daha büyük hırsla savunuyoruz; ne tuhaf…
kıskançlık, sevgiye duyulan ihtiyacın göstergesidir…
hepimiz 1 hapishanedeyiz, ancak bazılarımızın penceresinden gökyüzü görünüyor…

kalbinizi dinleyin, o her şeyde doğru yolu gösterir size. akıl sınırlıdır kalbe göre; ne istediğimizi belirleyen akıl değil, içimizdeki kutsal şeydir…


insanoğlunun içine gizlenen hayvan tarafından ezilen 1 çiçeksiniz. ancak üzülmeyin, ezen ayak olmaktansa ezilen papatya olmak daha iyidir…


biz tanrı’yı sevenler, onun bize görmek için bahşettiği gözlerle görüyoruz onu ve ileri uzanmamız için verdiği ellerle dokunuyoruz ona…
tanrı hepimizin ruhuna bizi aydınlık yola götürecek 1 lider yerleştirdi. ne yazık ki, çoğumuz o liderin farkında bile olmadan yaşıyoruz hayatı…
tanrı, gerçeği bir sürü kapıyla birlikte yaratmıştır. o kapıları çalan tüm inananlar iyi karşılanır…
tanrı sizin söylediklerinizi dinlemez, zaten dudaklarınızdan dökülen kelimeler onun sözcükleridir…
tanrı’yı tanımak istiyorsanız büyük bulmacalar çözmenize gerek yok. etrafınıza bakın, mesela çocuklarınızla oynarken görebilirsiniz onu…
adalet insanların kalbine yakındır, ancak merhamet tanrı’nın kalbine yakındır…

en içten bulduğum insanlar, krallığı olmayan krallar ve yalvarmayı bilmeyen yoksullardır…
ibadet eden çok insan vardır; ancak gerçekten ruhuyla inanan insan çok azdır…
aranızda sevebilme gücünün sonsuz oldğunu hissetmeyen var mı?
yalnızca sonsuzluğu arayanlar bulabilir onu bu dünyada…
bana hep çok keskin ve delici bakışların var diyorlar, doğru çünkü herkesi adeta elekten geçiriyorum…
ben 1 gezginim, 1 denizci. hergün yeni bölgeler keşfediyorum ruhumda…
sadece 1 kez sessiz kaldım hayatımda. biri bana ‘kimsin?’ diye sorduğunda…
sevdiğinizde “tanrı kalbimde” değil, “tanrı’nın kalbindeyim” demelisiniz…
davranışları ahlâkla açıklayanlar, kafese kapatılmış bülbüller gibidir…
bilim ve din birbirleriyle uyumludur; ancak bilim ve inanç birbirlerinin tam zıttıdır…
gerçekten adil insan, başkalarının hatalarına karşı bile sorumluluk hissedendir…
biz şairler, müzisyenler ve peygamberler acının çocuklarıyız…
dilde sadece 7 kelime kalana dek asla birbirimizi anlayamayacağız..
birşeyler öğrenmeyen akıl, işlenmemiş toprak, beslenmemiş vücut gibidir…
tanrı dedi ki, “düşmanını sev!” ben de onu dinledim ve kendimi sevdim…
arkanıza doğruları almadan isyan etmek, kuru bir çöldeki bahara benzer…
illa dürüst olacaksanız, kalp kırmadan dürüst olmaya bakın…
kalbimde yatan gerçek için katlanmalıyım açlığa, susuzluğa ve alaya…
gerçekten iyi insan, kötülük yapılan masumlarla birlik olandır…
tavşanı benim avım yapmadan, beni aslanlara yem et tanrım!
ölüm, kendi vatanında sevgi görmeyen 1 peygambere benzer…


hayatın en büyük ödülleri güzellik ve gerçektir. ben güzelliği seven 1 kalpte, gerçeği ise 1 emekçinin ellerinde görüyorum…

sessizliği gevezeleden, hoşgörüyü anlayışsızlardan, kibarlığı da kaba insanladan öğrendim. yine de tuhaftır, öğretmenlerime karşı nankörüm…

günlerimi para karşılığı satmadığım için bana deli diyorlar. bense onlara deli diyorum, günlerimin 1 fiyatı olduğunu düşündükleri için…

vücudunuzu, güzelliğin tapınağı gibi kutsayın. kalbinizi aşka kurban edercesine günahlarından arındırın…

cezaya çarptırılıp, sürgüne gönderildim ve kilise tarafından afaroz edildim. geçirdiğim yıllarda hiçbir pişmanlığa kapılmış değilim.gerçeği arayıp da onu insanlara açıklayan herkes acı çekmeye mahkumdur…

beşerî kanunları yalnız 2 kişi çiğner; deli ve dahî. bu ikisidir allah’ın kalbine en yakın insan…

göğsümün 1 yanında İsa(as), diğer yanında ise Muhammed(as) oturur…

Sırtını güneşe çevirirsen, gölgeden gayrı 1 şey göremezsin. Onlara güneşi işaret ettim, onlar parmaklarıma baktılar…

beşerî kanunları yalnız 2 kişi çiğner; deli ve dahi. Bu ikisidir Allah’ın kalbine en yakın insan…

öleceğim ve ruhum bir süre dinlenecek ve sonra 1 kadın gebe kalacak bana ve yeniden dünyaya geleceğim…[ belkide o benim ]
bana söylediğiniz “seni anlamıyorum” cümlesi benim haketmediğim 1 övgü, sizin ise haketmediğiniz 1hakaret…

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz