Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0,10
BIST 88.174
%-0,51
Dolar 3,5872
%-0,37
Euro 3,7947
%-0,56
Altın 144,89
REKLAM

Açılır zikr ile kalb gözü devam et sen ona / ‘Ârif olmaz kişi nahv-ü sarda yekta olsa da*

85 defa okundu kategorisinde, 09 Oca 2017 - 21:32 tarihinde yayınlandı
Açılır zikr ile kalb gözü devam et sen ona / ‘Ârif olmaz kişi nahv-ü sarda yekta olsa da*

Tasavvufî bakış olarak yakîn, her türlü bilme şeklinin kesinliğini ve kesin olan bu bilginin her türlü şüphe ve endişeden uzak olmasından dolayı ruhta meydana gelen sükûneti ifade etmek üzere “yakîn” kavramı kullanılır. Bundan dolayı yakîn, istikrarlı olan, her hangi bir şekilde değişmeye maruz kalmayan, bu sebeple de sübût ve sükûnet üzere bulunan her şeydir. Yakîn mertebesine ulaşan kimse her türlü kaygılardan uzak olarak tam sükûnet üzere bulunur. Sûfîler hakîki anlamda yakîn mertebesine ulaşmanın mümkün olmadığı görüşündedirler. Çünkü kul
kendi aslî mertebesi, hakîkati îtibariyle sürekli bir ızdırap ve korku içerisindedir, gerçek anlamda sükunete ulaşması mümkün değildir. Sûfîler arasında sıkça zikredilen üç yakîn mertebesi ise “yakîn”in bizatihi kendisi değildir. İzâfî ve alt mertebeler olarak “yakîn”e yapılan izâfetlerdir. Bir şeye izâfe edilen şey ise o şeyin bizatihi kendisi değildir; zirâ bir şey kendine izafe edilemez. Yakîn, sahibinin hiçbir şekilde şüphe/reyb içinde olamayacağı bir bilgidir. Ve aynı zamanda bu bilgi, hiçbir vakit de şüphelerin tuzağına düşmeyen bir bilgidir. En küçük bir yakînın bile, kalbe girmesi ile, nûru onu doldurur ve önemsiz kuşkuyu dışarı atar. Sûfîler, yakîn olma vasfından yoksun olan bilgiyi şüpheli olarak görmüşlerdir. Bilgi eğer yakîn ile birleşirse hiçbir şekilde kuşku taşımayan bilgi oluşur. Yakîn insanı öyle bir bilgi ile donatır ki, kişi o bilgi ile imanın nihâî ve kemâl noktasına ulaşır. Sûfîlere göre bilgi, çalışmayla kişiye mâlum olandır, yakîn ise kişiyi yanında taşıyan şeydir. Diğer taraftan yakîn, herhangi bir düzeltme veya dönüşüm veya değişim kabul etmeyen bilginin gönüllerde karar bulmasıdır.

Kuddûsî’nin anlayışında, Hakk’ın ayne’l-yakîn olarak bilinmesi, ne çokça ibâdet etmeye, ne de oruç tutmak ve hacc etmek gibi ibdetleri yerine getirmeye bağlıdır. Ona göre, ayne’l-yakîn ilminin kişide oluşması için Hakk’ı sürekli zikir ile hatırlama fenomeninin insanların gönüllerinde yer edinmesi gereklidir. Ayne’l-yakîne ulaşmak, ancak Yaratıcı’yı devamlı hatırda tutmak ve O’nun gücünün, kudretinin üzerinde daima derin düşüncelere dalmak ile mümkün olur.
Sûfî bilginin en önemli timsallerinden olan bu kavram aslında, tasavvuf bilgisiyle özdeş bir kelimedir. Onu farklı bir şekilde ele alıp işlemek bu bilginin özüne uygun değildir. Çünkü sûfî bilginin temelinde Hakk-ı yakîn/kesin olarak bilmek ana hedef, prensiptir. Zira bu bilgi sûfîye kesin olarak bilmeyi apaçık bir şekilde anlamayı, yâni naib/ kuşkusuz bilmeyi, doğru ve gerçek bilgiye ulaşmayı amaç edinmektedir. O zaman bilgi, yakîn ile birleşme, hiçbir şekilde şüphenin bulunmadığı bir bilgi olur. Yakîn gönüllerde biriken, kesbi olmayan bilgidir.

Tasavvuf terminolojisinde yakîn/certainly kalbin bildiği, vakıf olduğu bilgidir. Fakat bu bilgi kesinlik ifade eden ve kesinlikle şüpheye götürmeyen bilgidir. Sûfî için yakîn, Allah’ın, insanın kalbine koyduğu bir ışıktır. İnsanın inancının temelini oluşturur ve imanın üç derecesi olarak bilinen bu bilgi, yalnızca tasavvufta bulunan bir sınıflama değil, bütün esoterik doktrinlerde var olan bir yaklaşımdır. Fakat sûfî perspektifinde ayne’l-yakîn, kişinin baktığı, gördüğü her nesnede Allah’ı görüp bilmesidir. Yâni gözüne ilişen ve varolan her eşyayı Hakk’ın irâdesi ve tecellîsi
sonucunda varlığa geldiğinin bilincine varmaktır. Kuddûsî’ye göre, eğer insan, görülen her varlıkta Hakk’ı müşahede edebilirse, şeksiz, şüphesiz olarak O’nu bilebilecektir. Kuddûsî için önemli olan, görülen nesnelerde Allah’ı bulabilmektir. ( Ahmet Kuddûsî)

Görür her şeyde Allah’ı bilûr ayne’l-yakîn bî-şek
Kamû mahlûkda Hallâk-ı bulan Tevhîde sâ’y eyler

*   : Zikir ile kalp gözün açılır ona devam et / Arif olmaz (-zikretmeyen-) kişi alemi cihanda belagat ilminde 1 numara olsa da…

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz